Beyaz Sinema

“Biz sinemaya karşı değiliz ,  fahşaya karşıyız.”
İmam Humeyni (r.a)

Yıl 1979. İran İslam devrimi günleri. Ve İmam Hûmeyni İran sinemasının rotasını çizecek açıklamayı yapıyor. Sonrasında, devrim öncesi 130 yönetmen varken, şimdilerde 200’ü bulan yönetmen sayısı ile, 300’ün üzerinde uluslararası ödül almış, 4000’den fazla uluslararası festivale katılmış, dünyaya kendini ispat ettirmiş ve çok saygın bir yer kazanmış İran sineması çıkıyor karşımıza. Kendi sinema dilini oluşturmuş İran kültürü. Özünde insan olan ama İslam hassasiyeti içinde bir dil.

İnsan ister istemez diğer İslam ülkelerine de bakıyor. Ve maalesef aynı başarıyı ve inceliği göremiyor. Bunun nedenleri her ülkeye göre değişir tabi. Ama biz şimdilik yaşadığımız yere, Türkiye’ye bakıcaz ve ordaki İslam sinemasının durumuna şöylemesine, yüzeysel değinicez.

islami sinema

Türkiye’de sinema, Atatürk’ün bizzat teşviki ile 1932 de çekilen ve hatta onun da küçük bir rol ile kendini oynadığı “Bir Millet Uyanıyor” filmi ile başladı. Ama o dönemlerdeki siyasi otorite ve getirilmeye çalışılan sistem, islami kesimin sindirilmesi ve etkisiz kılınmasını da kapsamaktaydı. Zaten bir varlık mücadelesi veren kesimin, sinema gibi yeni ve son derece lüks bir sanat ile ilgilenmesi beklenilemezdi tabi. Gene de Bediüzzaman Said Nursi gibi zatların sinema salonlarına gidip film seyretmeleri eğer şartlar uygun olsa idi sinema ile ilgilenecelerinin işaretini vermekte bizlere.

1980’lere kadar, gerek siyasi ve ideolojik çatışmalar ve gerekse çok daha hayati gereksinimlerin bulunması, islami kesim ile sinemanın arasını oldukça açık tuttu ve sinema Yeşilçam’cı kötü esnaf mantığının para kazanma biçimi olarak kaldı. Bu derece ruhsuz ve maddiyatçı bakışlardan çıkan ürünlerde doğal olarak aynı değersizlikte ve tek düzelikteydi.

80’lerle birlikte askeri darbeden sonra meydana gelen siyasi değişim ve Anavatan Partisi ile birlikte uygulamaya giren liberalizm, islami kesimin yaşam standartlarının değişmesine ve gelişmesine olanak tanıdı. Bununla birlikte kesim, bir çok dalda olduğu gibi sinemada da kendini göstermeye başladı. Mesut Uçakan, Yücel Çakmaklı, Salih Dirilik ile başlayıp, 90’larda İsmail Güneş, Mehmet Tanrısever gibi isimler İslami Sinemanın ya da diğer bir değiş ile Beyaz Sinemanın yapı taşlarını oluşturdu. Fakat izledikleri yol Yeşilçam olduğundan, olgularla ilgilenmek yerine sadece duyguları hedef aldıklarından, bir kaç film dışında, bırakın İran Sineması gibi özgünlüğü olan ve dünya çapında nitelikli filmleri, kendi kesimlerini bile doyurmayan salt slogan ve söylevlerden müteşekkil filmler çıkardılar. 

2000’li yıllara geldiğimiz zaman, İslami Sinema sadece 80’li-90’lı yıllardaki filmlerden oluşan nostaljik bir akım olarak kaldı. Her ne kadar 2005 de İsmail Güneş ve Mesut Uçakan yeni bir atılım yapmaya kalksalarda çıkan ürünler eskilerini aratır düzeydeydi. Çünkü hala basit ve tükenmiş “bizim sınıf”a oynanmakta, yeni ve özgün sinema dilinden çok, kurcalanmış duyguları gıdıklamaktan başka bir düşünce taşımayan filmler yapılmakta.

Bu yapı değişir mi, özgünlük kazanır mı bilmem ama sinema denen mefhum, kesim tarafından önemsenmediği sürece, bu süreç devam edecek gibi gözükmekte.

alıntı adresi; http://enfusi.blogcu.com/1019609/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: